Sosyal Güvenlikte Primli ve Primsiz Rejim

GİRİŞ

İnsanoğlu, tarih boyunca kendini tehdit eden olaylardan korunmaya çalışmıştır.  Doğanın ve ekonomik yaşamın karşısına çıkardığı tehlikelere karşı insanlar, güvenlik ve yoksulluk sorununa çare arayışı içinde olmuştur. Hastalık, yaşlılık gibi kaçınılmaz sosyal riskler çoğu zaman insanı açlık ve sefalete mahkûm etmiştir. Bu sosyal risklerin insanlar üzerindeki olumsuz sonuçlarını gidermek veya hafifletmek amacında olan sosyal güvenlik politikaları, sosyal politikanın en temel parçasıdır.

Bu çalışmada sosyal güvenlik kavramı ve sosyal güvenliğin dünyada ve ülkemizdeki tarihsel gelişimi hakkında genel bir bilgi verildikten sonra ülkemizdeki sosyal güvenlik sistemi primli ve primsiz rejim başlığı altında incelenecektir.

 

SOSYAL GÜVENLİK KAVRAMI

Sosyal Güvenlik kavramı, bireyin karşılaşacağı ve yaşamı için tehlike oluşturan olaylara yani sosyal risklere karşı bir güvence arayışının sonucudur. Tehlikeyle karşılaşan bireye, asgari güvence sağlamak, sosyal güvenliğin varoluş nedenidir. Sosyal risk, kişilerin gelirlerinde azaltıcı, giderlerinde arttırıcı etki yapan olaylardır. Hastalık, kaza, ölüm gibi kötü olayların yanında evlenme ve doğum gibi sevindirici olaylar da gider arttırıcı ve gelir azaltıcı etkisi nedeniyle sosyal risk kavramı içinde değerlendirilmektedir. Öte yandan sosyal güvenlik sadece sosyal risklere karşı değil geniş anlamda yoksulluğa ve muhtaçlığa karşı da bireyi koruma çabasındadır. Yani, bir sosyal politika aracı olan sosyal güvenlik, bireyi tehlikelerden koruma amacı dışında toplumda yoksulluğu ve gelir dağılımındaki adaletsizlikleri azaltma ve toplumsal huzuru sağlama amacı da gütmektedir.

Sosyal güvenlik kavramının tanımı şu şekilde yapılabilmektedir: Toplumu oluşturan bireylerin karşılaştıkları sosyal risklerin, kendilerinin ve bakmakla yükümlü oldukları kişilerin üzerlerindeki gelir azaltıcı ve gider arttırıcı etkileri azaltmak etmek ve bireylere insan onuruna yakışır ve başkalarına muhtaç olmadan yaşayabilmelerine olanak sağlayan bir sistemdir.

Daha kapsamlı olarak sosyal güvenlik; gelirleri ne olursa olsun, ülkede yaşayan herkesin, toplum huzurunu ve refahını bozan sosyal tehlikelerin verdiği zararlardan, bir insan hakkı ve esas itibariyle bir devlet görevi olarak, primli ve/veya primsiz rejimlerin kullanılması suretiyle kurtarılmasını amaçlayan bir sistemdir. [1]

Sosyal Güvenlik kavramı, ilk olarak Amerika Birleşik Devletleri Başkanı Roosevelt’in Refah Devletini kurmak amacıyla başlattığı “Yeni Düzen” politikasının bir parçasını oluşturan 1935 tarihli ABD Sosyal Güvenlik Yasasında kullanılmıştır. 1941 tarihli Atlantik Şartı’nda yer alarak uluslar arası düzeyde benimsenmiş ve gerçek anlamını 1942 tarihli Sir William Beveridge tarafından hazırlanan Beveridge Raporu ile kazanmıştır. 1944 tarihli Filadelfiya Bildirgesi ile kullanımı uluslar arası düzeyde yaygınlaşmıştır.[2]

Sosyal güvenlik hakkı, temel insan haklarından birisidir. Sosyal güvenlik hakkı, anayasalarda ekonomik ve sosyal haklar kategorisi içerisinde tasnif edilmiş bir haktır. Sosyal hakların ayırt edici özelliği, sosyal eşitsizliklerin giderilmesidir. Sosyal hakların bir başka belirleyici niteliği “toplumdan bireye doğru yararlandırıcı yönde” olmalarıdır. [3]

 

  1. SOSYAL GÜVENLİK YÖNTEMLERİ

Sosyal güvenlik sistemini sosyal sigortalar, sosyal yardımlar ve sosyal hizmetler oluşturmaktadır. Sosyal sigortalar, sosyal güvenlik sistemi içinde en önemsenen olmasına rağmen, mükemmel bir sosyal güvenlik sistemi için, kaynağı devlet bütçesi, vergi, kamu fonları ve yardım kuruluşları olan sosyal yardım ve hizmetlerinde fazlasıyla önemsenmesi gerekmektedir

a) Geleneksel Yöntemler

Geleneksel sosyal güvenlik yöntemleri, modern sosyal güvenlik yöntemleri ortaya çıkana kadar ki ilk tedbirlerdir. Geleneksel yöntemler arasında bireylerin tasarrufları, bireylerarası yardımlar yer almaktadır. Bireyler gelirlerinin belli bir bölümünü harcamayarak gelecekte doğacak ihtiyaçlarında kullanmak üzere tasarruf yaparlar. Tasarruf insana zarar verebilecek tehlikelere karşı sosyal güvenlik sağlamada kullanılan ilk tekniktir. Bunun yanında muhtaç kişilere yine toplumu oluşturan diğer bireyler tarafından yapılan yardımlar da oldukça yaygındır. Ancak muhtaç bireyleri bu yardımlara terk etmek yeterli koruma ve güvenilirlikten uzak bir tutumdur.

a)            Modern Yöntemler

Sosyal güvenlik sisteminde modern yöntemleri primli ve primsiz rejimler oluşturmaktadır. Primli rejim, karşılığında bir bedel ödeyerek menfaat sağlanan, primsiz rejim ise bedel ödenmeden sadece sosyal devlet gereği sağlanan menfaatler olarak tanımlanabilmektedir.

 

  1. SOSYAL GÜVENLİĞİN TARİHSEL GELİŞİMİ

b)       Dünyada Sosyal Güvenliğin Gelişimi:

Endüstri öncesi toplumlarda yoksullara ve hastalara yardım, daha çok dinsel nitelikli

hayır kurumları, aile, korporasyon, yardım sandıkları eliyle yapılmaktaydı. 1789 Fransız Devrimi ile birey ve devlet arasındaki ilişkiye bakış açısı değişmiş ve yeni bir yardım anlayışı ortaya çıkmıştır.

Sanayi devrimi ile makineleşmeye başlanmış, bunun yansımasıyla küçük dükkânların yerini fabrikalar alarak, üretim tarzı değişmiş, kentleşme oluşmaya ve işçi sınıfı var olmaya başlamıştır. Sanayileşmeyle beraber köylerden şehirlere doğru bir göç başlamış ve bu göçün etkisiyle şehirleşme ve emek arzı da büyük bir artış göstermiştir. Emek arzının fazla olmasından dolayı, işverenler artık işçileri birer üretim aracı olarak görmeye ve onları ağır şartlar altında düşük ücretlerle çalıştırılmaya başlamıştır. Devletin iş sözleşmelerine liberal bakışı işçi karşısındaki güçlü işverenlerin ücretleri düşürmesine, çalışma koşullarını zorlaştırmalarına ve çalışanların tehlikelere karşı korunmamalarına, bir tehlikeye maruz kaldıklarında ise yerlerine yeni işçiler alınmasına neden olmuştur. Hatta bu dönemde, ücretlerin çok düşük olması sebebiyle, aileden tek bir ferdin çalışması yeterli olmamış, kadın ve çocuklarında emek piyasasında yer almaları zorunlu hale gelmiştir. Uzun iş süreleri ve ağır çalışma şartlarına karşın ücretlerin çok düşük olması ve yoksulluğun giderek artış göstermesi buna bağlı olarak beslenmenin yetersiz oluşu ile birlikte fizyolojik hastalıklar artmış ve buna makineleşmeye paralel olarak iş kazaları da eklenince sosyal güvenlik ihtiyacı artmıştır.

19. YY’da ilk sosyal sigorta sistemi Almanya’da Bismarck tarafından hazırlanan reformlarla hayata geçmiştir. Sosyal sigorta alanında işçilere özgü ilk sigorta uygulamasını Bismarck çıkarmıştır. Başlangıçta kapsamı sadece ücreti belirli bir düzeyin altında kalan işçilerle sınırlı olan sistem daha sonra diğer işçileri de kapsama almıştır. Bismarck, 1883’te hastalık, 1884’te kaza, 1889’da yaşlılık ve sakatlık sigortalarını oluşturmuştur.[4] Sosyal güvenlik adına atılan en önemli adımlardan birisi ise İngiliz Sir William Beveridge tarafından atılmıştır. Her ne kadar İngiltere’de 1601 yılında kraliçe Elizabeth döneminde “Elizabeth’in Fakirler Kanunu” ( Elizabeth Poor Law) çıkarılarak sosyal güvenlik adına adım atılmış olsa da, Beveridge planı kadar benimsenmemiştir. Beveridge Planı (social insurance and allied service – sosyal güvenlik ve ilgili hizmetler), Beveridge’ın başkanlığında, bakanlıklararası bir komiteye, İngiliz hükümeti tarafından hazırlatılmış ve planda sosyal güvenliğin muayyen bir gelirin herkese sağlanmasının temin edilmesi anlamına geldiği ifade edilmiştir. Bu planda hedeflenen esas amaç, açlık, işsizlik, cehalet ve tembellikle mücadele ederek, ondan kurtulmak olmuştur.

Sosyal güvenliğin varoluşundaki en önemli etkilerden bir diğeri ise 14 Ağustos 1941 tarihli “Atlantik Şartı” olmuştur. ABD’de 1929 yılında yaşanmış olan ekonomik kriz devletin sosyo-ekonomik dengelerini bozmuş ve beraberinde birtakım sorunlar yaşattırmaya başlamıştır. Bunun üzerine Roosevelt ve o zamanın İngiltere Başkanı Winston Churchill, 8 maddeden oluşan Atlantik Şartı’nı yayınladılar. Bu maddelerden, sosyal güvenlikle ilgili olanı bütün ülkelerin ekonomik alanda eşitçe işbirliği yaparak, herkes için daha iyi çalışma koşulları, yüksek refah düzeyi ve sosyal güvenlik sağlamaları yönündedir. Bu bildiriyle birlikte sosyal güvenlik kavramı ilk kez uluslararası platformda kullanılmaya başlamıştır. Artık sosyal güvenlik devletler için bir ödev, vatandaşlar için bir hak olarak kabul edilmektedir.

 

Türkiye’de Sosyal Güvenliğin Gelişimi:

Osmanlı İmparatorluğu döneminde bir sanayileşme süreci yaşanmadığından sosyal politika ve sosyal güvenlik sistemi de gerçekleşmemiştir. Sosyal güvenlik, dinsel temele dayalı hayır kurumları, aile içi yardımlaşma ve ahilik düzenine dayalı meslek örgütleri eliyle sağlanmıştır.

Sosyal Güvenlik anlamındaki ilk yasal düzenleme 1865 tarihli Dilaverpaşa Nizamnamesidir. Bu nizamname Ereğli Kömür Bölgesi ile sınırlı olarak üretimi korumaya ve artırmaya yönelik çıkarılmış olmakla birlikte çalışma süresi ve ücret gibi konularda zamanın koşullarına göre olumlu yenilikler içermekteydi. Fakat işçi sağlığı ve iş güvenliği konularında hiçbir kural içermemekteydi. İş kazaları ve meslek hastalıklarına işçileri koruyucu önlemle, kaza ve hastalık halinde işverenlerin tazminat ödemelerini zorunlu kılan hükümlere yer verilmemişti. Sadece hafif hastalıkların işyerinde bulundurulacak doktor tarafından tedavi ettirileceği öngörülmüştü.

1869 tarihli Maadin Nizamnamesi ise iş güvenliği ile ilgili bazı hükümler içermekteydi. Böylece Dilaverpaşa Nizamnamesi’nin boşluğu doldurulmuş olmaktaydı. Maadin Nizamnamesi ile maden ocaklarındaki zorla çalıştırma sistemine son verilmiş, iş kazalarına karşı önleyici ve koruyucu tedbirlerin alınması, madenlerde bir doktor ve gerekli ilaçların bulundurulması zorunlu kılınmıştı. Maden işleticileri, iş sırasında bir

kazaya uğrayan işçilere bunların ölümü halinde ailelerine, mahkemece kararlaştırılacak bir tazminat ve yardım parası ödemek zorundaydı. [5]

Osmanlı İmparatorluğu döneminde askerler, memurlar, demiryolu ve tersane işçileri gibi çeşitli meslek mensuplarına yönelik sınırlı, dar alanlı ve dağınık nitelikte yardımlaşma ve emeklilik sandıkları kurulmuştur. Bu sandıklar özellikle yaşlılık ve hastalık durumunda korunma amacıyla kurulmuş resmi ve özel nitellikte sandıklardır.

1921 tarihli Zonguldak ve Ereğli Havza-i Fahmiyesinde Mevcut Kömür Tozlarının Amele Menafi-i Umumiyesine Olarak Füruhtuhuna Dair Kanun” ile Zonguldak ve Ereğli Kömür Bölgesinde işçi ve işveren ilişkileri düzenlenmiş, işçileri koruyucu hükümlere yer verilmiştir. Zorla çalıştırma ve 18 yaşından küçüklerin maden ocaklarında çalışmaları yasaklanmış, günlük çalışma süresi 8 saatle sınırlandırılmıştır. Ayrıca sosyal güvenlikle ilgili olarak; işverenlere kazaya uğrayan işçileri ücretsiz olarak tedavi ettirme, maden ocağı yanında hastane açma ve doktor bulundurma zorunluluğu getirilmiştir.

Bu kanuna dayanılarak 1923 yılında çıkarılan yönetmelik ile madenlerdeki işçiler için kurulan “ihtiyat ve teavün sandıkları” “Amele Birliği” adı altında birleşmiştir. Sandıkların finansman kaynağını işçi ve işverenlerden kesilen primler yanında, bağışlar ve cezalar oluşturmaktaydı. Amele Birliği ile Türkiye’de ilk sosyal güvenlik sisteminin temelleri atılmıştır. Çünkü zorunluluk ilkesine dayanmakta olup işçiler için bir hak oluşturmaktaydı.

Cumhuriyet Döneminde 1936 yılında 3008 sayılı İş Kanunu kabul edilmiştir. İş Kanunu, kurulacak sigorta kollarını, bunların öncelik sırasını, sosyal sigortalarda zorunluluk ilkesini, sosyal sigortaların kişiler açısından kapsamını “Sosyal Yardımlar” başlığı altında düzenlemiştir. Her ne kadar fasıl başlığı sosyal yardım olarak düzenlenmiş ise de sosyal sigortalar amaçlanmıştır. Bu kanun işsizlik sigortasının kurulmasını da öngörmüş ise de işsizlik sigortası ancak 1999 tarihinde 4447 sayılı yasa ile kurulabilmiştir.

Sosyal Sigorta Kolları ile ilgili ilk yasa 27.6.1945 tarihli 4772 sayılı İş Kazaları, Meslek Hastalıkları ve Analık Sigortası Kanunu’dur.  Bu kanuna paralel olarak 4792 sayılı İşçi Sigortaları Kurumu Kanunu çıkarılmıştır. Bu kanunun 1 Ocak 1946 tarihinde yürürlüğe girmesi ile Sosyal Sigortalar Kurumu’nun ilk hali İşçi Sigortaları Kurumu doğmuştur. Sosyal güvenliğin bu tarihten sonra ülkemizdeki gelişimi aşağıda primli rejim içinde ele alınacaktır.

 

3. PRİMLİ REJİM ve ÖZELLİKLERİ

Primli rejimin temelini sosyal sigortalar oluşturmaktadır. Sosyal sigortalardan yararlanabilmek adına bireylerin sisteme dahil olarak, belirli oranlarda sisteme katkıda bulunmaları gerekmektedir. Primli rejimde hem işçi hem de işveren prim öder. Çoğunlukla devlet katkısı da söz konusudur.

Primli rejim; özel sigortalardan farklı olarak, kar amacı gütmeyen, katılımı zorunlu, kamu hukuku karakterinde sosyal sigorta ilişkisi kuran bir yapı gösterir. Sosyal sigorta ilişkisi; işveren, sosyal sigorta kurumu, sigortalı ile onun aile fertlerinin de dahil olduğu bir tür kamu hukuku borç ilişkisidir.[6]

Primli rejimde, sosyal sigortalar dışında işsizlik sigortasından da sigortalılara bazı haklar verilmektedir.

3.1. SOSYAL SİGORTALAR

Sosyal sigortalar primli sisteme dahil olmaktadır. Sosyal sigortalar, sosyal güvenliğin yapıtaşı sayılmaktadır. Sosyal sigorta, bir ülkede çalışan bireylerin maruz kalabilecekleri belirli sosyal riskleri karşılamak amacıyla, devlet tarafından kurulan, zorunlu katılım gerektiren, hem işçi hem de işveren tarafından çoğunlukla da devlet katkısının da eklenmesiyle finanse edilen, kendi kendini yönetebilen örgütlenmiş kurumlardır. [7]

Türkiye’de sosyal güvenlik sistemi büyük oranda sosyal sigortaya dayalı olup, sosyal hizmet ve yardımlar sistem içerisinde daha küçük bir alana sahiptir. Ülkemizde sosyal sigorta sistemi ve zorunlu ve çalışan esasına dayalıdır. Bu yönüyle Bismarck sistemine benzerlik göstermektedir. İsteğe bağlı sigorta uygulaması ile Beveridge sistemindeki gibi çalışmayanları da kapsama almak amaçlanmıştır.

3.1.1.      Yürürlükten Kaldırılan Mevzuat ve Devredilen Kurumlar:

Ülkemizde sosyal sigorta sistemini daha iyi tanıyabilmek adına 5510 sayılı Kanunla yürürlükten kaldırılan mevzuat ve 5502 Sayılı Sosyal Güvenlik Kurumu Kanunu ile kaldırılan kurumlar öncelikle incelenecek olup mevcut Sosyal Güvenlik Kurumu ve sağlanan yardımlar 5510 Sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu altında incelenecektir.

a)        SSK:  1961 Anayasası sosyal güvenlik hakkı açısından çağdaş bir yaklaşımı yansıtarak İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’ne uygun bir yaklaşım sergilemektedir. Bu Anayasa’ya paralel olarak; 01.03.1965 tarihinde yürürlüğe giren 506 Sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu, o güne kadar değişik tarihlerde kurulan ve dağınık bir görünüm sunan sosyal sigorta kollarını kapsamlarını da genişleterek bünyesinde toplamıştır. Sosyal Sigortalar Kanunu iş ilişkisine (hizmet akdine) dayalı olarak çalışanları ve bunların bakmakla yükümlü oldukları kişileri kapsama almaktadır.

506 Sayılı Kanun’un geçici 20.maddesi gereğince 1964 yılından itibaren bankalar, sigorta ve reasürans şirketleri, ticaret ve sanayi odaları, borsalar ve bunların teşkil ettikleri birlikler, personeline malullük yaşlılık ve ölüm yardımı yapmak üzere sandıklar kurmuşlardır.  Bu sandıklar halen aktif olup SGK’ya devri çalışmaları devam etmektedir.

Hizmet akdi ile çalışanların yaşlılık aylığına hak kazanması belirli süre prim ödemiş olmakla mümkündür. Oysa tarımda çalışan işçiler mevsimlik ya da geçici çalıştıkları için bu süreleri doldurmakta zorlanmaktadır.  İşte tarımda hizmet akdiyle çalışanları sosyal güvenlikten yararlanmalarını kolaylaştırmak için 1983 yılında tarımda çalışan işçiler için 2925 Sayılı Tarım İşçileri Sosyal Sigorta Kanunu çıkarılmış olup bu çalışmalar da SSK çatısı altında değerlendirilmiştir.

Belirli bir süre çalışması olup bu çalışmaları yeterli olmayanları özellikle uzun vadeli sigorta kollarından sağlanan malullük, yaşlılık ve ölüm sigortasından mahrum etmemek için isteğe bağlı SSK uygulaması getirilmiştir. Bu kişiler primlerini kendisi ödeyerek sosyal güvenlik kapsamında kalmıştır.

Avukatlar ve noterler, yurtdışında iş yapan Türk işverenler yanında çalışan işçiler için sadece uzun vadeli sigorta kapsamında olmak üzere topluluk sigortası uygulaması yapılarak bu meslek mensuplarının çalışmaları da SSK çatısı altında değerlendirilmiştir.

b)       BAĞKUR: Sosyal Sigortalar Kanunu’nun kapsamı dışında kalan esnaf ve sanatkarlar ile kendi nam ve hesabına çalışanlara sosyal güvenlik sağlamak amacıyla 1971 yılında 1479 Sayılı Esnaf ve Sanatkarlar ve Diğer Bağımsız Çalışanlar Sosyal Sigortalar Kurumu Kanunu ile Bağ-Kur kurulmuştur. Bağ-Kur kapsamına girenler için yıllar içinde çok sayıda değişiklik yapılmış, meslek odası kaydı, vergi mükellefi olmak gibi çeşitli kriterler öngörülmüştür.

Tarımsal üretim yapan çiftçiler meslek odası kayıtları ve çoğu zaman vergi mükellefi olmadıkları için 1983 yılında 2926 Sayılı Kanun ile Tarımda Kendi Adına ve Hesabına Çalışanlar Sosyal Sigorta Kanunu çıkarılarak tarımsal üretim yapanlar da Bağ-Kur kapsamına alınmıştır.

c)        EMEKLİ SANDIĞI: Kamu kesiminde daimi kadroda çalışanları kapsama alan Emekli Sandığı 1949 yılında kurulmuştur. İştirakçilerine emekli aylığı ve malullük aylığı sağlamayı amaçlamıştır. Aktif sigortalılarına sağlık yardımı vermeyip sağlık yardımları kurumları aracılığıyla verilmekteydi.

3.1.2.      Mevcut Durum (SGK):

5502 Sayılı Sosyal Güvenlik Kurumu Kanunu ile SSK, Bağ-Kur ve Emekli Sandığı Sosyal Güvenlik Kurumuna devredilmişler ve bu kurum çatısı altında birleşmişlerdir. Kendi kanunları da 5510 Sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu ile yürürlükten kaldırılmıştır. Her ne kadar amaç bütün kurumları tek çatı altında toplamak ve mevzuat birliği sağlamak olsa da henüz bu amaç gerçekleştirilememiş kurumların devri tam olarak sağlanamamış, özellikle çalışma şekline göre sosyal güvenlik haklarında farklılaşma devam etmiştir.

a) İş Akdine Tabi Çalışanlar: 5510 Sayılı Kanundan önce 506 Sayılı SSK kapsamında olan işçiler 5510 Sayılı Kanun’da 4/1-a maddesi kapsamında sayılmıştır. 506 Sayılı Kanun’un geçici 20.maddesi gereğince kurulan bankalar, sigorta ve reasürans şirketleri, ticaret ve sanayi odaları, borsaların sandıklarına tabi çalışanlar da 4/1-a kapsamındadır.  2925 Sayılı Kanun kapsamındaki Tarım İşçileri de bu madde kapsamında değerlendirilmektedir. İşçilerin isteğe bağlı SSK ödeyebilmesi uygulamasına ve topluluk sigortası uygulamasına son verilmiştir. İsteğe bağlı SSK ve topluluk sigortası ödemelerinin sadece 4/1-b (Bağkur) kapsamında değerlendirilmesi bu kişilerin yaşlılık aylığına hak kazanma ve aylık miktarı konusunda olumsuz etkileri olmuştur.

b) Kendi Nam ve Hesabına Bağımsız Çalışanlar: Eskiden 1479 Sayılı Bağkur Kapsamına tabi çalışanlar 5510 Sayılı Kanun’un 4/1-b maddesi kapsamına alınmışlardır. 2926 Sayılı Tarımda kendi nam ve hesabına çalışanlar da bu kapsamda değerlendirilmişlerdir. İsteğe bağlı sigortalılık sadece bu kapsamda mümkündür. İsteğe bağlı sigorta için önceden belli süre çalışma şartı kaldırılmış, isteyen herkesin sigortalı olabileceği şekilde kapsamı genişletilmiştir.

c) Kamu Görevlileri: 5434 Sayılı Emekli Sandığı Kanunu’na tabi çalışan kamu görevlileri 5510 Sayılı Kanun’un 4/1-c maddesi kapsamına alınmıştır.

Görüldüğü üzere farklı statüdeki çalışmaların sosyal güvenlikte farklı değerlendirilmesi uygulaması devam etmektedir. Bu farklılık özellikle yaşlılık aylığına hak kazanma koşullarında kendini göstermektedir. Bunda eski yasalar döneminde özellikle memurların kazanılmış haklarını koruma gayesi ve Anayasa Mahkemesi’nin iptal kararları etkili olmuştur.

 

 

3.1.3.      Sosyal Sigortalardan Sağlanan Haklar:

Gerek yararlanma koşulları gerekse sonuçlarının ortaya çıkması bakımından sigorta kolları uzun vadeli ve kısa vadeli sigorta kolu olarak ayrılır. İş Kazası Meslek Hastalığı, Hastalık ve Analık sigortası kısa vadeli sigorta kollarındandır. Malullük, yaşlılık ve ölüm sigortası ise uzun vadeli sigorta kollarını oluşturur.

a)     İş Kazası ve Meslek Hastalığı Sigortası: İş kazası ve meslek hastalığı sonucu çalışamayan sigortalıya çalışamadığı süre için geçici iş göremezlik ödeneği verilir. Eğer sigortalı iş kazası ve meslek hastalığı sonucunda kalıcı olarak %10 ve üzeri çalışma gücü kaybı oluşmuşsa sürekli iş göremezlik geliri bağlanır. Sigortalının iş kazası ve meslek hastalığı sonucu ölümü halinde hak sahiplerine ölüm geliri bağlanır. Sigortalının ölüm geliri bağlanmış kız çocuklarına evlenmeleri halinde evlenme ödeneği verilir. İş kazası ve meslek hastalığı sonucu ölen sigortalının cenaze masrafları için cenaze ödeneği verilir.

Primli rejim içinde değerlendirilmekle birlikte iş kazası ve meslek hastalığı sigortasından sağlanan haklardan yararlanmak için belli bir süre prim ödeme zorunluluğu bulunmadığından; işe girdiği gün iş kazası sonucu sürekli iş görmez duruma düşen veya hayatını kaybeden sigortalı sürekli işgöremezlik geliri veya ölüm geliri haklarından yararlanabilir.

b)     Hastalık Sigortası: İş kazası ve meslek hastalığı dışındaki hastalık hallerinde sigortalıya sağlık hizmeti verilmesi amaçlanmıştır. Ayrıca hastalık süresince çalışamayan sigortalıya geçici işgöremezlik ödeneği verilir. Hastalık Sigortası kapsamında sağlık hizmetleri Genel Sağlık Sigortası ile verilmektedir. Tüm çalışanlar ile hak sahiplerini kapsama alacak şekilde geniş bir kapsamı vardır. 5510 Sayılı Kanun ile tüm vatandaşlar Genel Sağlık Sigortası Kapsamına alınmıştır. Hem kapsama aldığı kişiler hem de hizmetin tek çatı altında verilmesi yönüyle Beveridge modeline benzerlik göstermektedir.

c)        Analık Sigortası: Kendi çalışmalarından dolayı gelir ya da aylık alan kadının veya gelir ya da aylık alan erkeğin sigortalı olmayan eşinin gebeliği halinde analık sigortasından yardımlar yapılır. Gebeliğin başladığı tarihten doğumu takip eden sekiz haftalık (çoğul gebeliklerde 10 hafta) süre analık hali olarak kabul edilir. Analık sigortası kapsamında geçici iş göremezlik ödeneği, emzirme ödeneği, sağlık hizmetleri sunulur.  Analık sigortası ile bebeğin de sağlıklı doğumu ve gelişimi amaçlandığından hastalık halinden daha kapsamlı düzenlenmiş ve haklar hastalık halinden daha geniş tutulmuştur.

d)       Malullük Sigortası: Malullük, yaşlılık ve ölüm gibi kalıcı ve sürekli bir etki yaratır. En az 10 yıl sigortalılığı olan ve 1800 gün prim ödemesi olan sigortalı çalışmaya başladıktan sonra çalışma gücünün % 60 ve fazlasını kaybederse malul sayılır.  Malul olan sigortalıya çalışamaması nedeniyle aylık bağlanır ve malullük durumunun devamı süresince bu aylığı ödenir. İlk defa 5510 Sayılı Kanunla getirilen özürlülerin erken emekli olma hakları malullük sigortasından tamamen farklı olup yaşlılık sigortasının ayrık bir durumudur.

e)        Yaşlılık Sigortası: Yaşlılık sigortasının amacı belli bir yaşa ulaşması nedeniyle çalışma gücü azalan sigortalıya iş hayatından çekilerek çalışmadan yaşamını sürdürme ve dinlenme olanağı sağlamaktır.[8]  Sigortalıya sosyal güvenlik yasalarında öngörülen sürede prim ödemek ve belli bir yaşa ulaşmak şartıyla yaşlılık aylığı bağlanır. Primli rejim içinde ödenen primle doğrudan bağlantılı olan sigorta dalıdır. Bazı ülkeler ödenen primden bağımsız bir yaşlılık aylığı ödemesi yapmakta ise de Türkiye’de dahil olmak üzere birçok ülke sigortalının ödediği prim miktarına göre yaşlılık aylığı bağlama yöntemini kullanmaktadır. Yaşlılık sigortası, sosyal güvenlik kurumlarının en önemli gider kalemini oluşturmaktadır.

f)         Ölüm Sigortası: Ölüm sigortası, sosyal güvenlikte koruma birimi olarak aileyi esas almanın bir sonucudur. Aileyi geçindiren kişi yada kişilerden birinin ölümü geride kalanlar açısından sosyal bir tehlike olarak ortaya çıkar. Ölüm sigortasından ölüm aylığı bağlanacaklar, sigortalının eşi, çocukları, ana ve babasıdır. Toplumuzda ölüm aylığına aylık alan kişinin sıfatına göre dul ve yetim aylığı da denilmektedir.

İş kazası ve meslek hastalığı sonucu ölen kişinin hak sahiplerine ölüm sigortası kapsamında değil yukarıda belirtildiği gibi iş kazası ve meslek hastalığı sigortasından ölüm geliri bağlanır. Ölüm sosyal riskine karşı koruma getiren sosyal sigortanın ölüm nedenine bağlı olarak iki ayrı sigorta kapsamında değerlendirilmesi doktrinde eleştirilmiştir.

 

3.2.      İŞSİZLİK SİGORTASI

İşsizlik, çalışma istek ve yeteneğine sahip olduğu halde mevcut çalışma ve ücret şartlarında emeğini arzettiği halde uygun iş bulamayan kişilerin durumunu ifade eder.[9]

Endüstri devrimi sonrası çağdaş toplumlarda emek karşılığı alınan ücret, çalışanların tek geçim kaynağını oluşturur. Kişinin ekonomik ve sosyal yaşamını sürdürebilmesi için çalışması zorunludur. İşçiyi ve ailesini geçim sıkıntısı içine sokan işsizlik önemli sosyal risklerden biridir. İşsizlik riski parasal bir risk olup etkileri işsizlik sigortası ile giderilmeye çalışılmıştır.

Öte yandan işsizliğin toplumsal etkileri de söz konusudur. Buna ilk defa Sir William Beveridge dikkati çekmiştir. Sosyal açıdan işsizlik, işsizlerin toplumdan dışlanması sonucunu doğuracağı için toplumsal barış ve bütünleşmeye zarar verir. Ekonomik açıdan da üretim kapasitesinin kullanılamaması sonucunu doğurur. Ekonomik ve sosyal çöküntü siyasi sorunları da beraberinde getirir.

Ülkemizde 1999 yılında 4447 Sayılı Kanunla işsizlik sigortası kurulmuştur. 5510 Sayılı Kanun kapsamında 4/1-a maddesi gereğince hizmet akdine tabi çalışanlar ile 506 Sayılı Kanun’un geçici 20.maddesi gereğince kurulan bankalar, sigorta ve reasürans şirketleri, ticaret ve sanayi odaları, borsaların sandıklarına tabi olanlar işsizlik sigortasından yararlanabilir. (4447 SK.m.46) İşçiden brüt ücretinin %1, işverenden % 2 işsizlik sigortası primi kesilir. Buna % 1 devlet katkısı eklenir.

İşsizlik sigortası kapsamında sağlanan yardım ve hizmetler; işsizlik ödeneği verilmesi, 5510 sayılı Kanun gereğince ödenecek sigorta primleri ödemesi, Ücret Garanti Fonu ödemesi, kısa çalışma ödeneği verilmesi, yeni bir iş bulma, meslek edindirme ve yerleştirme eğitimidir. (4447 SK.m.48) Yeni iş bulma ve meslek edindirme eğitimleri prim ödememiş sigortalılara da verilen bir hizmet olduğundan aşağıda primsiz rejim başlığı altında incelenecektir.

a)        İşsizlik Ödeneği Verilmesi (4447 SK m.50): 4447 Sayılı Kanunda sayılan şekilde işçinin haklı sebeple veya işverenin haksız sebeple feshi sonucu işini kaybeden işçiye çalıştığı dönemdeki ortalama kazancının % 40’ı kadar işsizlik ödeneği verilir. Bu ücret asgari ücretin %80’inden fazla olamaz. Hizmet akdinin sona ermesinden önce 120 gün kesintisiz çalışmış olmak koşuluyla son üç yıl içinde 600 gün prim ödemiş olanlara 180 gün, 900 gün prim ödemiş olanlara 240 gün, 1080 gün prim ödemiş olanlara 300 gün işsizlik ödeneği verilir.

b)       5510 Sayılı Kanun Gereğince Primlerinin Ödenmesi (4447 SK m.50): Sigortalının işsizlik ödeneği aldığı sürelerdeki Genel Sağlık Sigortası primleri İşsizlik sigortası Fonu tarafından karşılanacaktır. Fakat ödenen uzun vadeli sigorta kollarına tabi primler ödenmediğinden bu süreler yaşlılık, malullük ve ölüm sigortaları yönünden değerlendirilemeyecektir. Bu durum sigortalının geç emekli olması yada hak sahiplerinin ölüm aylığı almasına engel olabilecektir. Olması gereken işsizlik süresince uzun vadeli sigorta primlerinin de fon tarafından ödenmesi hak kayıplarını önleyecektir. Fransa’da bu şekilde uzun vadeli sigorta primleri ödenmektedir. Her ne kadar uzun vadeli sigorta primleri fiili çalışmanın karşılığı olarak ödenebilirse de; işsizlik süresince ödenecek uzun vadeli sigorta primleri, fiili hizmet zammı süresi, bakıma muhtaç çocuğu olan kadına verilen ek prim süresi gibi sosyal güvenlik lehine yapılan istisnalar kapsamında değerlendirilmesi mümkündür.

c)        Ücret Garanti Fonu Ödemesi (4447 SK Ek m.1): İşverenin ücret ödeme güçlüğüne düşmesi, tek geçim kaynağı ücret olan işçiler ve ailelerini çok zor duruma düşüreceği açıktır. İşverenin konkordato ilan etmesi, işveren hakkında aciz vesikası düzenlenmesi, iflası veya iflasın ertelenmesi kararı verilmesi halinde işçilerin 3 aya kadar olan ücret alacakları Ücret Garanti Fonundan ödenir.

d)       Kısa Çalışma Ödeneği Verilmesi (4447 SK Ek m.2): Genel ekonomik kriz, sektörel veya bölgesel kriz veya zorlayıcı nedenlerle işyerindeki haftalık çalışma sürelerini önemli ölçüde azaltan veya faaliyetini geçici olarak durduran işveren kısa çalışma yapılması talebini Türkiye İş Kurumu’na bildirir. Talebin kabulü halinde 3 aya kadar kısa çalışma yapılabilir. Bu durumda işçilere ücretlerinin % 60’ı kadar kısa çalışma ödeneği verilir. Bu ödeneğe hak kazanabilmek için sigortalının işsizlik ödeneği alma şartlarını taşıması gerekmektedir.

 

  1. 4.   PRİMSİZ REJİM VE ÖZELLİKLERİ

Primsiz rejim, toplumdaki muhtaç veya güçsüz bireylerin korunması adına sosyal devlet ilkesi gereği karşılıksız yapılan sosyal yardım ve hizmetler oluşmaktadır. Primsiz rejimin belirleyici özelliği, yardımlardan yararlananların bu yardımlardan yararlanmak için önceden prim ödemiş olmak zorunluluğu bulunmamasıdır. Primsiz rejim, genellikle primli rejimin kapsamı dışında kalmış kimsesiz, muhtaç durumda olanlara yardım ve hizmet vermeyi amaçlamıştır. Bu yönüyle toplumsal bütünleşmeyi sağlayarak sosyal güvenliğin yaygınlaşmasını yaşama geçirir.

Primsiz rejim; sosyal hizmetler, sosyal yardımlar, sosyal teşvik ve sosyal tazmin yöntemleriyle uygulanır. Devletçe bakılmayı ayrı bir yöntem olarak değerlendirenler olmakla birlikte[10] bu yöntemi sosyal hizmetin alt dalı olarak kabul etmek daha doğru olacaktır. Primsiz rejimin uygulanmasında toplumu bir bütün olarak ele alan bir yasal düzenleme bulunmamaktadır. 20’ye yakın yasada primsiz rejime ilişkin yardım ve hizmet düzenlemesi mevcuttur. Her ne kadar 5502 Sayılı Kanunla Sosyal Güvenlik Kurumu bünyesinde Primsiz Ödemeler Genel Müdürlüğü kurulmuş ise de bütün sosyal yardım ve sosyal hizmet görevleri bu kuruma verilmemiş, hem yasal düzenlemede hem de örgütlenmede birlik sağlanamamıştır.

4.1.      SOSYAL HİZMETLER:

Sosyal hizmetler, toplumun yoksul ve muhtaç duruma düşen ya da ruhen ve bedenen eksikliğe uğrayan bireylerine çevreleriyle uyumlu, insanca bir hayat sürebilmeleri için maddi ve manevi, ekonomik ve sosyal ihtiyaçların giderilmesine yönelik olarak devlet ve gönüllü kuruluşlar tarafından sağlanan hizmetlerdir. Sosyal hizmet, sosyal politika gibi sosyal sorunları konu edinmekte ve sosyal politikanın amaçlarını paylaşarak bunların gerçekleşmesine yardımcı olmaktadır. [11]

a) Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu: 1983 tarih ve 2828 Sayılı Kanunla ile korunmaya, bakıma veya yardıma muhtaç aile, çocuk, sakat, yaşlı ve diğer kişilere sosyal hizmet verme görevi Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu’na verilmiştir.  Bu kanunla sosyal hizmetlerin, devletin denetimi altında bütünlük içinde yürütülmesi, ilgili kamu ve özel kuruluşlar arasında işbirliği sağlanması, ihtiyaç sahiplerine eşit ve adil bir hizmet sağlanması amaçlanmıştır. Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu, bu hizmetleri verebilmek adına ülke çapında personel, bina, araç ve gereçleriyle örgütlenmiştir.

b) Özel Eğitime Muhtaç Çocuklara ve Yaşlılara Sağlanan Bakım Hizmetleri: 1997 yılında 573 Sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile özel eğitime muhtaç olanların, Türk milli eğitimin genel amaçları ve temel ilkeleri doğrultusunda, genel ve mesleki eğitim haklarından yararlanabilmeleri hedeflenmiştir. Özel eğitimin gerçekleştirilebilmesi için bazı birimlere yer verilmiştir.

I* Özel eğitim, rehberlik ve psikolojik danışmanlık hizmetleri: Rehberlik, psikolojik danışma hizmetleri ile özel eğitimin uyumlu biçimde yürütülebilmesi için, her ilde milli eğitim bakanlığına bağlı birimler oluşturulmuştur.

** Özel eğitim okulları: Ayrı okulda eğitim görmeleri gerekenler için, özelliklerine uygun gündüzlü veya yatılı özel eğitim okulları açılır. Bu öğrencilerin ve birinci derece yakınlarının masrafları eğitim süresince Bakanlık tarafından karşılanır.

*** Özel eğitim kurumları: Örgün eğitim programından yararlanamayacak durumda olanların temel yaşam becerilerini geliştirmek ve öğrenme ihtiyaçlarını karşılamak üzere eğitim kurumları açılır.

Bakanlık dışında gerçek ve tüzel kişiler de 625 sayılı Özel Eğitim Kurumları Kanunu esaslarına göre açtıkları okullarda, özel eğitime muhtaçlara eğitim verebilirler. Devlet bu okullara her öğrenci için ödeme yaptığından yararlanan kişi açısından bunun bir sosyal yardım olarak değerlendirilmesi mümkündür.

Kamu ve özel kişiler tarafından yaşlı bakımevleri açılarak burada kimsesiz ve bakıma muhtaç yaşlılara bakım hizmetleri verilmektedir.

c) Sağlık Hizmeti: 5510 Sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Yasası 1 Ekim 2008 tarihinde yürürlüğe girmiş olmakla beraber Genel Sağlık Sigortası hükümleri 1 Ocak 2012 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Artık ülkemizde tüm vatandaşlar, hatta vatandaş olmayanlar da sağlık güvencesi altındadır. Ancak Genel Sağlık Sigortası esasen primli rejime ait bir hizmet olmakla birlikte; aile içindeki geliri asgari üçte birinden az olan vatandaşlar, sığınmacılar, 18 yaşından küçükler ve çeşitli kanunlara göre sosyal yardım alanlar prim ödemeksizin Genel Sağlık sigortası kapsamına alınmıştır.  Bu kişilere ücretsiz sağlık hizmeti verilmektedir.

d) Konut Edindirme Hizmeti: 3320 Sayılı Kanunla çalışanlara konut edindirme yardımı yapılması ve bu yardımın Toplu Konut Fonu’nda değerlendirilerek çalışanlara konut sahibi olması hedeflenmişti. Fakat fonda biriken paraların başka alanlarda değerlendirilmesi nedeniyle bu amaç yerine getirilememiştir. 3320 Sayılı Kanun yürürlükten kaldırılarak konut edinme konusunda sosyal yardıma son verilmiş, bu konudaki sosyal hizmet Toplu Konut İdaresi (TOKİ) tarafından devam ettirilmektedir.

e) Mesleki Eğitim ve İşe Yerleştirme Hizmeti: İşsizlere iş bulmak Türkiye İş Kurumu’nun görevleri arasında yer alır. Bu hizmet İŞKUR’un ana hizmet birimleri arasında yer alan İstihdam Daire Başkanlığı tarafından yerine getirilir. 4447 Sayılı Kanun’un 48. Maddesinde işsizlere verilecek hizmetler arasında;  iş bulma, danışmanlık hizmetleri, mesleki eğitim, işgücü uyum ve toplum yararına çalışma hizmetleri verilir.

f) Hukuki Destek Hizmeti[12]: Yoksul vatandaşlara Hukuk Muhakemeleri Kanunu ve Ceza Muhakemeleri Kanunu kapsamında ücretsiz avukat tahsisi yapılmaktadır. Bu hizmet ağır ceza ile yargılananlar, küçükler ve özürlüler için yoksul olma şartı da aranmadan verilir.

4.2. SOSYAL YARDIMLAR:

Sosyal yardım, yoksul ve muhtaç durumdaki vatandaşlara devlet bütçesinden para verilmesidir. Sosyal yardım, zorunlu katılım ilkesine dayanmayan karşılıksız ödemelerdir. Genel bütçeden yapılabileceği gibi özel olarak konulmuş vergilerle de finanse edilmesi mümkündür.

Sosyal yardımlarda izlenen amaç yardım görenin mümkün olan en kısa sürede çalışabilme, gelir elde etme ve böylece kendi geçimini sağlama olanağına kavuşturulmasıdır.[13]

Sosyal yardım çoğu zaman sosyal hizmetle ilişki içindedir. Sosyal yardımın, sosyal hizmet veya tazmin özelliğinin ağır bastığı görülebilir.

a) Ülkeye Hizmeti Geçmiş Vatandaşları Korumaya Yönelik Yardımlar: Savaş ya da barış dönemlerinde ülkeye başarılı hizmetler vermiş, katkıda bulunmuş kişilere yardım yapmak amacıyla değişik tarihlerde çok sayıda yasa çıkarılmıştır.

a)        4109 Sayılı Asker Ailelerinden Muhtaç Olanlara Yardım Hakkında Kanun

b)        1005 Sayılı İstiklal Madalyası Verilmiş Bulunanlara Vatani Hizmet Tertibinden Şeref Aylığı Bağlanması Hakkında Kanun

c)        3292 Sayılı Vatani Hizmet Tertibi Aylıklarının Bağlanması Hakkında Kanun

d)        2330 Sayılı Nakdi Tazminat ve Aylık Bağlanması Hakkında Kanun

e)        3713 Sayılı Terörle Mücadele Kanunu

f)         168 Sayılı Yabancı Memleketlerde Türk Asıllı ve Yabancı Uyruklu Öğretmenlere Sosyal Yardım Yapılması Hakkında Kanun

g)        2629 Sayılı Uçuş, Paraşüt, Denizaltı, Dalgıç ve Kurbağaadam Tazminat Kanunu ve 926 Sayılı TSK Personel Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun

b) Muhtaç Güçsüz ve Kimsesiz Türk Vatandaşlarına Aylık Bağlanması

a)        2022 Sayılı 65 Yaşını Doldurmuş Muhtaç, Güçsüz ve Kimsesiz Türk Vatandaşlarına Aylık Bağlanması Hakkında Kanun: 65 yaşını doldurmuş, kendisine Kanunen bakmakla mükellef kimsesi bulunmayan, sosyal güvenlik kuruluşlarının herhangi birisinden her ne nam altında olursa olsun bir gelir veya aylık hakkından yararlanmayan, nafaka bağlanmamış veya bağlanması mümkün olmayan, mahkeme kararıyla veya doğrudan doğruya Kanunla bağlanmış herhangi bir devamlı gelire sahip bulunmayan ve muhtaçlığını İl veya İlçe İdare Heyetlerinden alacakları belgelerle kanıtlayan Türk Vatandaşlarına hayatta bulundukları sürece, 300 gösterge rakamının her yıl bütçe Kanunu ile tespit edilecek katsayı ile çarpımından bulunacak tutarda aylık bağlanır.

b)        3294 Sayılı Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Teşvik Fonu Kanunu: 3294 Sayılı Kanun uyarınca Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı Sosyal Yardımlar Genel Müdürlüğü Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakıfları kurulmuştur. Vakfın amacı, kendi çevresindeki muhtaç vatandaşlara ayni ve nakdi yardımlar yapmak, bu kişilerin sosyal ve ekonomik gelişimi yönünde çalışmalar yapmaktır.

c) Ek Sosyal Güvenlik Sağlayan Kurumlar: Sosyal Güvenlik Kurumu dışında çeşitli meslek gruplarının daha çok dernek ve vakıf şeklinde kurdukları yardımlaşma sandıkları kurmuşlardır. Sosyal Güvenlikte teklik prensibi gereği bu kurumlardan sağlanan yardımlar ek yardım niteliğindedir.[14] Türk Silahlı Kuvvetleri personeli için kurulan OYAK, Devlet Memurları için kurulan ve daha sonra kapatılan MEYAK, İlköğretim Öğretmenleri için İLKSAN bu kurumlardan bazılarıdır.

4.3.   SOSYAL TEŞVİKLER:

Türkiye İş Kurumu tarafından mesleki eğitim ve iş bulma eğitimi verilmektedir. Devlet zaman zaman çıkardığı yasalarla istihdamı arttırıcı teşvikler vermektedir. En son 6111 Sayılı yasa ile kadın işsizleri ile belli yaş aralığındaki erkek işsizlerin sigorta primlerinin hazineden karşılanmasına yönelik teşvik ile işsizlerin işe alınmasının kolaylaştırılması amaçlanmıştır.

Şehit dul ve yetimlerinin işe alınması ve eğitimi, özürlü ve eski hükümlülerin çalıştırılması gibi bir çok kanunda sosyal teşvik uygulamaları görülmektedir.

4.4.  SOSYAL TAZMİN:

Sosyal Tazmin, devletin sorumluluğunda olan faaliyet ve işlemlerden dolayı zarara uğrayanların zararlarını karşılamaya yönelik ödemelerdir. Belirli risk halleri için önceden yasa ile belirlenen faydalar, uğranılan zararın karşılığıdır. Bu nedenle kişilere belirli bir fayda yerine uğranılan ekonomik zararın karşılanması hedeflenmiştir. Sosyal tazmin vergilerle finanse edilmekte olup yasal düzenlemelerde öngörülen koşullar gerçekleştiğinde hak doğurucu niteliktedir. Örneğin en son terör mağdurlarına tazminat ödenmesi hakkında düzenleme yapılmıştır.

 

  1. 5.      SONUÇ

Primli rejim genel olarak sosyal sigortalar tarafından gerçekleştirilmektedir. Primli rejimimiz çalışan odaklı olduğundan Bismark sisteminin izlerini taşır. Her ne kadar sosyal sigortalarımız Sosyal Güvenlik Kurumu çatısı altında toplanmış olsa da eski çalışma statüleri burada da devam etmektedir. Bu haliyle çalışanlar arasında sosyal sigortalardan yararlanma açısından eşitsizliğin devam ettiğini söyleyebiliriz.

Primli rejimden sağlanan yardımların toplanan primlerle karşılanmaması sosyal güvenlik açıklarını meydana getirir. Bu açıklar hazineden karşılanır. Ülkemizde sosyal güvenlik sisteminin açıkları milli gelirin % 4-5’i kadardır. Sosyal Güvenlik sisteminin açıklarını kapatmak adına yapılan her reformda özellikle daha geç emeklilik ve daha az emekli aylığı ödemesi yoluna gidilmiştir. Buna karşılık sosyal güvenlik sisteminin en önemli gelir kalemi olan primlerin toplanması ve kayıt dışı istihdamın önlenmesi için yeterli çalışma yapılmamaktadır.

Sosyal Güvenlik sistemi açıkları AB ülkelerinde ülkemizden 3-4 kat daha fazladır. Çünkü devleti, sosyal yapan en önemli kurum sosyal güvenlik sistemidir. Bu sistemin bir sadece aktif pasif dengesi ve aktüarya mantığı ile yönetilmesi halinde sistemin sosyal olma özelliğini yitireceği kuşkusuzdur. Bu bakış açısının yansıması ile şimdiden emekli aylıkları ve işsizlik ödenekleri insanları muhtaç durumdan çıkarmaktan çok geride kalmıştır.

Genel Sağlık Sigortası düzenlemesi ile ülkede yaşayan herkes vatandaş olsun olmasın sağlık güvencesi altına alınmıştır. Primli rejimin bir parçası olan genel sağlık sigortasında, dar gelirli kimselerin primlerinin devlet tarafından karşılanması ile primli ve primsiz rejim iç içe geçmiştir. Ülkedeki tüm bireyleri kapsar şekilde ve tek merkezden yönetilen genel sağlık sigortası Beveridge modeline benzer niteliktedir.

Primli rejimin sosyal yönü zayıfladığından sosyal devleti artık daha çok primsiz rejimde görmekteyiz. Fakat primsiz rejimde yasal birlik sağlanamamış, çok sayıda kanunla çok sayıda kuruma sosyal yardım ve sosyal hizmet görevi verilmiştir. Bu dağınık yapı sosyal yardım ve hizmetlerin ihtiyaç sahiplerine ulaştırılmasını zorlaştırmıştır.

Gerek primli rejimde gerekse primsiz rejimde ülkemizde genel anlamda bir sosyal güvenlik politikasının olmamasının etkileri açıkça görülmektedir. Sosyal Güvenlik sistemi, toplumu doğrudan ilgilendiren ve toplumun değişen sosyolojik ihtiyaçlarına göre değişim göstermesi gereken dinamik bir sistem ise de; ülkemizde değişiklikler genelde bütçe dengeleri göz önüne alınarak yapılmaktadır. Bunun sonucunda yapılan değişiklikler sistemin sosyal boyutunu göz ardı ederek toplumda sürekli bir gelecek kaygısı yaratmaktadır.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

KAYNAKÇA

 

ARICI, Kadir; Avrupa Birliği Sosyal Güvenlik Hukuku, Kamu İşverenleri Sendikası, 1997

DEMİRBİLEK, Sevda; Sosyal Politika Bağlamında Sosyal Hizmet, DEÜ Yayınları Haziran 2009

DİLİK,Sait; Sosyal Güvenlik, Türk Tarih Kurumu Basımevi, 1991

GÜZEL, Ali/OKUR, Ali Rıza; Sosyal Güvenlik Hukuku, 9. Bası, İstanbul: Beta Basım.2003

GÜZEL,Ali/OKUR, Ali Rıza/CANİKLİOĞLU,Nurşen; Sosyal Güvenlik Hukuku, Beta Yayınları 13. Baskı 2003

SÖZER,Ali Nazım; Sosyal Sigorta İlişkisi, DEÜ Yayınları, 1991

ŞAKAR, Müjdat; İş Hukuku ve Sosyal Güvenlik Hukuku, Beta Yayınları 3.Baskı, Şubat 2011

TUNCAY, A.Can; Sosyal Güvenlik hukuku Dersleri, Beta Yayınları,1994

 

 

 

 

 

 



[1] ŞAKAR, s.158

[2] DEMİRBİLEK, s.3

[3] ARICI, s.7

[4] GÜZEL/OKUR, s.19

[5] GÜZEL/OKUR/CANİKLİOĞLU, s.28

[6] ŞAKAR, s.163

[7] SÖZER, s.11

[8] TUNCAY/EKMEKÇİ, s.354

[9] ŞAKAR, s.285

[10] SÖZER, s.9- DİLİK, s.60

[11] DEMİRBİLEK, s.1

[12] DEMİRBİLEK, s.62

[13] DİLİK, s.53

[14] TUNCAY, s.92